|
|
7/5/2008
Kaldıramadım Yokluğunu
Yokluğun içimde ateşten bir gömlek. Her gün yenisiyle değiştiriyorum. Her gün bir öncekinden daha çok yanıyor canım. her gün bir öncekinden daha çok ölüyor ruhum. Senin sevginle hayat bulurken diğer yandan yokluğunla biraz daha yok oluyorum.
Yokluğun içimde fırtına önceki bir sessizlik. Her zamankinden daha çok durgunum, her zamankinden daha çok yaralı. Rüzgarda yolunu şaşırmış bir kelebek misali salınıyor cansız bedenim sensizliğin girdabında..
Sana deli gibi aşıkken kollarımın hep boşluğu sarması acı veriyor. Sözler dokunuşların yerini almıyor. Bu yüzden ne söylesem hep yarım ne yazsam hep ekmik kalıyor.
Seni sensiz yaşamaya alıştım demiştim ya.. Yalan söyledim sana. Kendimle birlikte kandırdım seni de.. Bir avuntuydu imkansızlığına karşı.. Bir teselliydi çaresizliğimize nispet.. Hani sensiz yaşayamam ben ölürüm demiştim ya sevgili.. Şimdilerde nefessiz kalışım bu yüzden.. Ben sensizim yokluğunda.. ben nefes alamıyorum.. ben ölüyorum sevgili.. ben ölüyorum.. yokluğun ölümün diğer adı..
Bugünlerde garip bir hal var üzerimde.. Alıştım sandığım yokluğun yüreğimi eziyor. Şarkımızı dinleyemiyorum artık.. İmkansızlığın ruhumu yakıyor. Şarkımızdan akan her ezgiyle, gözümden akamayan kristal gözyaşlarım kalbimi acıtıyor.. ben güçlü değilim. Kalbim kalbine emanet yar..
Hani derler ya, “gitmek mi zor kalmak mı”... ben bu sorunun cevabını veriyorum şimdilerde gece gözlüm. Benim için en zoruydu aşkını sensiz yaşamak, seninle sensizliğinde kalmak. Herşeyi ardında bırakıp da gitmek.. ruhunu emanet aldığın yere teslim etmek..
Adını kurutulmuş bir gül gibi yüreğimde saklıyorum bu sevgiyi senden uzakta sensiz yaşıyorum ne sesin var ne kokun
hangi günahın bedeli
senin yokluğun!”
KorkmaZ'ca . . .  4/15/2008
qURURUM AşKIMA ÖYLe eNqELKİ
Bu kadar mı?Diyordu genç kız Bu kadar mıydı?Sevgin Delikanlı alaylı bir tavırla Ya ne sandın sevdiğimi mi? Kız yıkılmıştı telefon karşısında Bir şey söyleyemedi ağlıyordu sessizce Bir ara delikanlı kızın hıçkırığını duydu Ne ağlıyorsun Üzülme canım buda geçer Yoksa ben bıraktım diye mi ağlıyorsun Olsun canım senin bıraktığını söyleriz Kız hıçkırrıklar içinde boğuk bir sesle Bardağı taşıran bu son sözüne dayamnamadı Anladın mı sersem acınacak ayrılığımıza ağlıyorum Senin acınacak haline ağlıyorum Oysa bunları söylerken seviyordu Delikanlı da onu seviyordu ve sevecekti Ama yapacak birşey yoktu Bu sözlerin karşısında Diyecek gurur vardı.Bir tarafta gurur Bir tarafta sevgi ve sonunda sevgi ağır battı Telefonu kapatırken delikanlı soğuk bir sesle "ELVEDA" dedi Genç kız ise son defa gururunu ayaklar altına alıp "SENİ SEVİYORUM" dedi Telefonu kapatınca delikanlı düşündü Niye yapmıştı?Oysa onu seviyordu
qurur dedi qurur. candan eder ama qeriye dondurup baktırmaz.
bir kere bıttı dedı nasıl donecektıkı qeri. . .
qurur adamı bu hallere sokuyor ıste. . .
( bu ne hıkaye nede masal- ne de yalan- bu benim(ßizim) Öz ve öz kendı hıkayem(miZ). . . tavsıyem var sızlere dostlar. qurur varsa aska yanasmayın. ya da gururu askdan ayırın. huzun-acı-uykusuzluk-ne qeldıyse basıma o serefsız qururdan qeldı. . ) KorkmaZ'dan ufak bı hatıra-nasihat-anlati-not artık ne olarak alqılarsanız.. . sayqıLar...
4/14/2008
NeYLeRSiN
Birgün bu mahsun sevdadan geriye
Kal ırsa sadece o hüzün kalır
Sende anladın ki yapayalnızız
Buluşmamız yasak, görüşmemiz uzak
Devrilmiş kadehler gibi dönüyor başımız
Neylersin...
Ah güzelim, incinmiş bir sesi vardır yağmurun
Yanaklarına vurduğunda hissedersin
Ve bir veda sözcüğü
Saçlarına titreyen bir öpücükle dokunduğunda
Bu anı dondurmaya yetmez nefesin
Bir film sahnesi gibi akar gider ayrılık
Neylersin...
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız
Oysa tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık
Biz hayata dair hiçbir yanlış yapmamıştık
Neylersin...
Biz bu sonucu haketmedik
Hayır, etmedik
Ömrümüz bu talana lâyık değildi
Bazen acı vurdu bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz
Hiç büyümedi gülümüz
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı biliyorsun
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz
Bazen acı dinmez,
Bazen de yağmur
Sevgilim gülümse herşey unutulur
Suskunuz bu akşam üstü
Hasrete yanmışız
Neylersin...
Birgün bu öykünün sonuna gelince
Ansızın desem ki 'hoşçakal canım'
Unutursun, mecburen unutursun
Yıldızlar söner, bu aşk da biter
Bazı gün hatırlayınca sessizce ağlarız
Neylersin...
Ah bebeğim, ah...
Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının
Dudaklarına sızınca farkedersin
İçindeki vurgun aşklar mezarlığında
Ayrılık, ölümden üste yazılınca
Gideni durdurmaya yetişmez sesin
Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar
Neylersin...
Biz zaten hiçbir sinemaya tam vaktinde yetişemedik
Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı
Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı
Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi
Oysa Nuh'un Gemisi'nde bile, bize yer kalmamıştı
Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı
Neylersin...
Biz bu aşkı sürdüremezdik, inan sürdüremezdik
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi
Bize hep acılar kaldı
Bize hep yağmur
Unutmasan bile artık unutur gibi yapacaksın
Ve buruşturup buruşturup attığım kağıtlarda
Hiç bitiremediğim bir şiir olarak kalacaksın.
 3/25/2008
|
HaYaTiMiN iLk Ve sOn MeKTßu ;
önceLiKLe seLamLar. . .
Biliyorsun, gayem sana zarar vermek, seni incitmek, kırıp dökmek değildi. Yıllar yılı açı çekmiştim, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın. Acına, yaşam mücadelene ortak olup yüreğimi yüreğine, ömrümü ömrüne katip seni mutlu edecektim
|
Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip ,bu sevgiyi yaşamanı istemiştim Yüreğim tahtı da tacı da sana vermişti. Yalnız seni istiyordu.Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle attin. Çok sevilmek bu kadar kötü müydü?Gerçekten böylesine ağır mıydı ki? Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da,kocaman bir iğrenç oyun oynamışsın. Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmişsin .Gözüm kapalı hayatimi ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım.Ya seni kazanacaktım,ya da kendimden ya geçecektim . Hem seni kaybettim ,hem de kendimden vazgeçecektim. Var miydi böyle kimsesiz darmadağın olmak biçare kalmak ,var miydi?
|
|
|
|
Keşke (en nefret ettiqim kelime) beni böyle ödüllendireceğine,hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi. Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla... sevmek ölümüne cesaret, buzdan değil ateşten yürek ister. Adı üzerinde sevdaydı bendeki, zorda sevdayı büyütmek kolay değildi elbet. Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevmesi için birine verseydin, yine de bu kadar sevilemezdin. Hiç kimsenin yüreği benim ki kadar büyük ve deli olamaz. Beni kırgınlıklarla çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen ‘’ keşke’’ lerle bıraktın. Bana onca acı verdin ama yüreğim düşman olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor seni istiyor. Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Sevdan beni divane etti, beni asileştirdi, kendime sözüm geçmiyor artık. Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk acım değil ama en büyük acımsın. Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor canımı acıtıyor. Sen yüreğimde bir hasret en büyük ve hiç kapanmayacak bir yara olarak kalacaksın. Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın. Yüreğim; sarayından seni kovmuyor, tacı da tahtı da sensiz bırakmıyor.
Daha diyecek o kadar cok toplanmıs ama acıklanmamıs duyqularım varkı ama neden nıye anlattıqımı yada anlatmadıqımı bılemıyorum. hayatımda hıc mektup ayazmaktan anlamayan ben ıste bunları dıyorum sana. bılıyorumm donusu olmayan bı yoldayım ama sende unutmakı hala bı kalp de ızın var. . .
SeNiN HaBeRiN YoK SeNi CoK SeViYoRuM. . .
kendine, yureqine ve bedenıne iYi bak. iyi bakkı yureqıne aynı acıyı bı daha yasamasın. yaradana emanetsın HayatiM. . . HeR ŞeY qöNLüNCe oLSuN. . .
02.03.2008 saat 04:05
imza : CaNiSi
yazmamak ıcın cok uqrasdım ama yınede yazdım iŞte. . . muTLumusun ? | 1/20/2008
ßiR üLKüCüYmüŞ . . .
yıllar önceydi, puslu bir eylül sabahı... kampüs kantininde tanışmıştık onunla... daha dün gibi hatırlıyorum... gözleri kömür karası, sözleri gönül yarasıydı... vurulmuştum...
koç gibi delikanlı derler ya, işte tam öyleydi... özü sözü birdi, mertti, sertti, erkekti... aşık olmuştum, platonikte olsa o benim aşkımdı, seviyordum... göz göze gelince boğazıma bir şeyler düğümlenir, kekeler konuşamazdım... ağzım kururdu, titrerdim... o ise öylece bakar susardı...
aynı okuldaydık... benimle ilgilendiğini hissederdim... konuşmazdı... yan yana gelirsek, lafı ben açar beklerdim... o havadan sudan konuşur, araya laf karıştırır çeker giderdi... bazen günlerce gözükmezdi, özlerdim... beni sevdiğini söylemesi için her numarayı yapardım, yemezdi... çay içelim derdim, gelmezdi... telefonumu verirdim, aramazdı... kitabını, notlarını alırdım verene kadar istemezdi... eline dokunurdum çaktırmadan çekerdi... yalnızca kantinde yakalardım onu, gider otururdum yanına... çay alma bahanesiyle kalkardı... dönünce tam karşıma otururdu... göz göze gelirdik, hissederdim beni sevdiğini... gözleri söylerdi o söylemezdi... sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak, çayını yarım bırakır, sigarasını söndürür, kalkar giderdi, çıldırırdım...
2000 içerdi...
o hep gitti, ben hep bekledim... böyle geçti tam üç sene... okul bitmek üzereydi ve benim doğum günümdü... onu da çağırmıştım... her zaman ki gibi gelmez diyordum ama geldi, ilk defa geldi... sevinçten uçuyordum... kapıda onu görünce her şeyi göze aldım... el alemin içinde boynuna sarılıp bağıra çağıra "seni seviyorum lan" dedim... "seni seviyorum" rahatlamıştım...
arkadaşlar aptallaştılar, ben utançtan kıpkırmızı oldum... o elindeki bir tek kırmızı gülü uzattı bana, "lanet olsun" dedi... "lanet olsun, bende seni seviyorum" göz gözeydik, ağlıyordu... ve acı bir gülümseme belirdi yüzünde... içeri bile girmedi, kapıdan döndü gitti... içimde fırtınalar koptu o gidince... yüreğim acıyordu...
seviyordum, seviliyordum
ağlıyordum, gitmişti...
aylar sonra gazetede gördüm resmini... okulunu bitirmiş, öğretmen olmuştu... güpegündüz, yol ortasında, öğrencilerinin gözünün önünde vurmuşlar onu...
ülkücüymüş...
biraz uzun ama gerçekten okumaya değer....
Başımdan geçen ilginç bir aşk öyküsünü anlatmak istiyorum. Üniversite 2.sınıfa gidiyordum. Gençlik bu ya, başımda kavak yelleri esiyor. Zaman ise benim geleceğin en büyük gazetecilerinden biri olmam için geçiyor gibime geliyordu. Geliyordu ama ben derslerden çok, arkadaşlarla üniversite binamızın içerisindeki sahalarda ve ağaçların arasında top oynamayı, gezmeyi ve arkadaşlarla sohbet etmeyi tercih ediyordum. Ama itiraf edeyim, özellikle bahar aylarında etraftaki değişimleri, yeşillikleri geleceğin büyük gazetecisi gözüyle de izliyordum. Eh, gözleme yeteneğin olacak ve tabiattaki güzellikleri –bayanları- göreceksin de şairlik taslamayacaksın, aşık olmayacaksın olur mu? “Öğrenci dediğin fotokopisinden belli olur”, “Fotokopisiz öğrenci meyvasız ağaca benzer” öğrenci atasözleri uyarınca vize dönemlerinden bir ay önce gördüğümüz derslerin notlarının fotokopilerini bulup almak için Azim Fotokopi’ye gittim. Azim Fotokopi hemen hemen bizde ki bütün derslerin dönem içindeki notlarının fotokopilerini çoğaltır ve satardı. Orada fotokopileri alırken yanımda bizim birinci sınıfta gördüğümüz bir dersin fotokopisinin olup olmadığını soran bir kız vardı. Fotokopiciden o dersin notlarının olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki yardımseverlik duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel bayanlara karşı her zaman yardımseverimdir. Kıza dönerek: - “Her halde İletişim Fakültesinde okuyorsunuz” dedim. - “Evet” dedi. - “Bizim geçen yıl gördüğümüz Gazete Yazı Türleri dersinin fotokopileri bende hala duruyor. İsterseniz onları size ben temin ederim”dedim. - “Ah, size zahmet olmasın?” dedi. - “Yok canım ne zahmeti” dedim. Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi: Figen’miş. Neyse biz böylece tanışmış olduk. Ertesi gün ders notlarını ona verdim. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim su derler ya öyleydi. Tabii, beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş olabilir. Neyse... Bu yardım severliğimin karşılığında kız beni ne zaman görse hemen yanıma gelmeye başladı. Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım onu. Artık çok samimi olmuştuk. Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum. Ne yapmalıydım... Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi kıza arkadaşlık teklif etsem, yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak istediğimi düşünebilirdi. Ayrıca arkadaşlık teklif etmemin diğer arkadaşlarımın hele hele Osman’ın kulağına gitmesi... Aman aman ölsem daha iyi. Çünkü bizim arkadaş gurubumuzun arasında şöyle bir beddua vardı: “Allah seni Osman’ın medyatik diline düşürsün de, manşetlerden inme emi !” Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ona aşkımı mektupla ilan etmeye karar verdim. Bu amaçla oturdum ve usturuplu bir aşk mektubu yazdım. “Bu mektubu kaldığım yerin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışan yüreğimin her atışında ismini hatırlatan sıcaklığında yazıyorum. Bir melankoni içerisinde yazmaya çalıştığım bu satırlar daha çok seven yüreğimin sevilme mutluluğunu yakalaması için çabalaması ve belki de karşılıksız bir sevda bataklığına nasıl gömüldüğünün ifadesi. Acaba Figen; senin o melekler kadar güzel olarak tasavvur ettiğim hayalini gönlümden silip atsam mı diyorum. Yazık olmaz mı sorusu aklıma geliyor. Yazık olmaz mı aşkıma? Acaba unutsam sana karşı hissettiklerimi, hiçbir şey yaşanmamış gibi acaba bir anda geçen onca zamanın ötesine gidebilir miyim? Yakalanan bir kuşun esaretten kurtulmak için çırpınması gibi seni görünce çırpınan kalbimin atışlarını, yüzümün her kızarışını, benim sana olan tutkumu tavır ve yüz ifademden, heyecanımdan, titrememden anlamandan duyduğum korkuları... unutsam mı? Böyle bir şey mümkün olsa bile herhalde yaşadığım onca duyguyu bir anda jiletle kazıyıp, söker gibi atamam, atmam. Çevremde çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak görülmeme rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden bile çekinen utangaç yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı duydum. Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle...” “Yakın çevrenden biri” Mektubu daktilo ile yazdıktan sonra bir zarfa yerleştirdim. Figen’in de aralarında bulunduğu arkadaşlarla okulun önünde sohbet ederken lavaboya gitme bahanesiyle gidip sınıfta Figen’in ders notlarını tuttuğu ajandanın içine koydum ve sonucu beklemeye başladım. Ertesi gün üniversitenin ana binasında bulunan yemekhaneye giderken Figen bir ara yanıma yaklaştı ve: - “Yükselciğim san bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın. Aramızdaki samimiyetten bir tek sana söylüyorum” dedi ve devam etti “Yahu dangalağın bir bana bir mektup göndermiş” dedi. - “Şaka mı yapmış mektupta?” diye sordum. - “Şaka mı bilmiyorum ama mektupta bana tutulduğunu, aşık olduğunu... falan filan yazmış işte. Yani oldukça duygulu bir dille bana ilan-ı aşk ediyor herif” dedi. Ben de: - “Peki kim bu herif”dedim. - “Ne bileyim, ismini yazmamış ki! Ama yazdıklarından bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Bir iki tahminim de var” deyince heyecanlanarak; - “Peki kim olabilir” diye sordum. - “Tahminime göre bizim gruptakilerden biri ve... Neyse ismini de sonra öğrenirsin Yüksel” dediği sırada diğer arkadaşların da yanımıza gelmesiyle sözünü keserek onlarla konuşmaya başladı. Beni bir merak sarmaya başlamıştı. Acaba tahmini ben miydim de tavırlarımdan öğrenmek için konuyu bana açmıştı. Anlamış mıydı acaba... İçim içimi kemiriyordu; mektup yazmasa mıydım. Eğer gerçekten benim yazdığımı anlamışsa ve benimle bir daha konuşmazsa ne yapardım. Belki hem bir arkadaşı yitirecektim, hem de sevdiğim kızı. Bu arada şeytan da dürtüyordu beni bir mektup daha yaz diye. Bu sefer duygularımı daha açık belirtecektim. Bu düşüncelerle tekrar daktilonun başına geçerek yazmaya başladım: “Figen; şu an sana söylemek istediğim ama söyleyemediğim duygular var ya, o duyguları sana bir sahilde hafif bir yağmur çisiltisi altında ıslanırken ve deniz dalgalarının, martı sesleriyle birleşerek oluşturduğu o nefis fon müziği eşliğinde dans ederken söylemek isterdim. Bilmem sen hiç birşeyi, pek çok şeyi kaybetme pahasına daha doğrusu yüreğin pahasına satın almak ister misin? Bil ki ben yüreğimi sana, senin için satmaya hazırım. Keşke sana olan aşkımı, seni görünce hissettiğim duyguları gözlerinin derinliklerinde köşe kapmaca oynarken anlatsaydım. Acaba anlatabilir miydim? İnsanlar madde ve mana arasında, denizde salınan tekneler misali gelip giderken; ben kendimi sevdama kucak açmış, senin gönül limanında demirlemiş olarak bulmak isterdim. Sana bağlanmak sarılmak ve .. Hayali bile yaşadığım hayatın sahte yaşantısından daha gerçek ve daha güzel. Mektubuma çok sevdiğim, güzel bir söz ile son vermek istiyorum: “Sevsen, sevilsen ve sevilebilir olsan” Beni sevilebilir biri olarak görmen dileğimle... “Yakın Çevrenden Biri” Mektubuma ek olarak da “Figen’e” diye ithaf ederek yazdığım: AKLIMDASIN Papatya açmış kırlardan Peygamber çiçeklerinin sarısından Kekik otlarının kokusundan Doyasıya içime çektiğim sen! Belki değilsin, belki farkındasın Sen benim hep aklımdasın Turnalarla gönderdim sana Gönlümde yetiştirdiğim gülleri Yalancı gönüllerde Karanlık tünellerde Aşkı aramaya çalışırken sen Senin aşkını hayat gibi yaşardım ben Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın Sen bilmesen de hep benim aklımdasın ! Şiirimi de zarfa koyarak bu sefer postaladım. Ertesi günde dedemin vefat ettiği haberi geldi. Alel acele Gümüşhane’ye gitmek zorunda kaldım. Bir hafta sonra döndüm ve okula gittim. Figen beni görünce hemen gülerek yanıma geldi ve: - “Yüksel hani bana biri aşk mektubu yazıyor demiştim ya işte ondan ikinci bir mektup daha geldi. Bir de bana ithaf ederek yazdığı şiirini koymuş. Çok etkilendim.” - “Peki kim olduğunu bulabildin mi?” diye sordum. O da: - “Sana bir iki tahminim var diyordum ya... Artık emin oldum.” - “Emin mi oldun, peki kim?” diye heyecanla sordum - “Hiç tahmin edemezsin... Osman!” dedi. - “Osman mı?” dedim şaşırarak - “Tabii... Yakın çevremden biri, çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak görünen başka kim olabilir?” deyince şaşkın, yıkılmış bir ifade ile: - “Çok şaşırdım” dedim. - “Şaşır, şaşır ... Dahası var. Emin olunca ben gittim ona ondan hoşlandığımı belirttim. Yazdıkları beni çok etkilemişti. Ayrıca çok utangaç, ona kalırsa bana hiç açılamayacak ve beni sevdiğini söyleyemeyecek... Bu sebeple ona ben açıldım. O da benden hoşlandığını fakat benim seninle olan diyalogumuzdan ve samimiyetimizden dolayı ikimizin arasında bir şey olduğunu sandığından bana açılamadığını söyledi. Düşünebiliyor musun ayrıca ikimizin arasında bir şey var sanıyormuş” dedi. Çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda; - “Senin adına sevindim. Nihayetinde sana mektupları yazanı da bulmuş oldun böylece” dedim ve yanından ayrıldım. Bir yanda sevdiğim kız Figen diğer yanda en yakın arkadaşlarımdan Osman vardı. Ve ikisi de benim aşk mektuplarım sonucu... Tam bir çöküntü içerisindeydim, ne yapacağımı bilemiyordum. Bu hal içinde iki hafta okula gitmedim, hatta gidemedim. İki hafta kadar sonra okula gidince bu sefer Figen ve Osman bir ara yanıma geldiler. Osman bana: - “Yüksel seni yemeğe ***ürüyoruz. Orada sana bir de süprizimiz var” dedi. Ben de: - “Osmancığım bugün olmasa” deyince, Figen: - “İtiraz etme hakkın yok. Çünkü seni son zamanlarda hiç göremiyoruz. Okula uğramıyorsun bile” dedi ve kolumdan çekerek dışarı doğru sürükledi. Benim isteğim üzerine Karadeniz Pidecisine gittik. Yemek siparişini verdik. Bu arada ben sohbet esnasında elimden geldiğince espiri yapmaya, güleç olmaya çalışıyordum. Konuşma esnasında Figen bir ara bana dönerek: - “Sana bir srprizimiz var demişti ya Osman; şimdi onu söyleyeceğim sana. Biz Osman’la nişanlandık. Osman’ın romantik, duygusal mektuplarına dayanamadım. Ben de ona duygusal olarak karşılık verdim ve...” derken Osman söze girerek: - “Ne saçmalıyorsun, ne romantik, duygusal mektupları...” diye Figen’in sözünü kesince ben de Osman’ın sözünün devamını getirmesine fırsat vermeden hemen sözünü kesmek ihtiyacını hissettim: - “Demek ki Figen sendeki romantik, duygusal yönleri keşfetmiş ve sana tutulmuş. Çok şanslısın Osman; Figen’in kıymetini bil” dedim. Yemekten sonra Osman’ın ellerini yıkamak için lavaboya gittiği sırada masadaki peçeteyi aldım ve Figen’e dönerek sessizce: - “Bu günün anısına bu peçeteye duygularımı yazıyorum. Çıktıktan sonra yazdıklarımı oku ve sonra da yırt tamam mı?” dedim. Figen meraklı bakışlarla başını evet manasına salladı. Ben peçeteye O’na ithaf ederek yazdığım şiirin nakarat bölümü olan: Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın Bilmesen de, sen benim hep aklımdasın Ve altına da: “Allah’tan Osman’a ve sana mutlu bir yuva ve mutlu yarınlar diliyorum.” “Yakın Çevrenden “Yüksel” notunu yazdım. Notu yazdığım peçeteyi katlayarak Figen’in eline tutuşturdum. Osman da yanımıza gelince; - “Sizin bu mutlu haberinize çok sevindim İnşallah Allah tamamına erdirir” dedim ve devamla “Bu gün de aslında çok işim vardı. Sizinle buraya gelince unuttum hepsini. Şimdi gitmem lazım; anlayışla karşılayacağınızı umuyorum” dedim. Birlikte dışarı çıktık ve tokalaşarak yanlarından ayrıldım. Bir süre sonra dönerek arkama baktım Figen peçeteyi yırtıyordu ve gözleri yaş doluydu. Benim onlara baktığımı görünce gözlerini silerek bana el sallamaya başladı. Bir daha arkama bakmaya cesaret edemeden gözlerimde beliren yaşlarla oradan uzaklaştım.
|