KorkmaZ's profile¤ۣۜ..¤ kaLp.SevmekTen.Y...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    7/5/2008

    ' Kaldıramadım Yokluğunu ! '

                                       AŞKK                             
                            Kaldıramadım Yokluğunu

    Yokluğun içimde ateşten bir gömlek. Her gün yenisiyle değiştiriyorum. Her gün bir öncekinden daha çok yanıyor canım. her gün bir öncekinden daha çok ölüyor ruhum. Senin sevginle hayat bulurken diğer yandan yokluğunla biraz daha yok oluyorum.


    Yokluğun içimde fırtına önceki bir sessizlik. Her zamankinden daha çok durgunum, her zamankinden daha çok yaralı. Rüzgarda yolunu şaşırmış bir kelebek misali salınıyor cansız bedenim sensizliğin girdabında..

    Sana deli gibi aşıkken kollarımın hep boşluğu sarması acı veriyor. Sözler dokunuşların yerini almıyor. Bu yüzden ne söylesem hep yarım ne yazsam hep ekmik kalıyor.

    Seni sensiz yaşamaya alıştım demiştim ya.. Yalan söyledim sana. Kendimle birlikte kandırdım seni de.. Bir avuntuydu imkansızlığına karşı.. Bir teselliydi çaresizliğimize nispet.. Hani sensiz yaşayamam ben ölürüm demiştim ya sevgili.. Şimdilerde nefessiz kalışım bu yüzden.. Ben sensizim yokluğunda.. ben nefes alamıyorum.. ben ölüyorum sevgili.. ben ölüyorum.. yokluğun ölümün diğer adı..

    Bugünlerde garip bir hal var üzerimde.. Alıştım sandığım yokluğun yüreğimi eziyor. Şarkımızı dinleyemiyorum artık.. İmkansızlığın ruhumu yakıyor. Şarkımızdan akan her ezgiyle, gözümden akamayan kristal gözyaşlarım kalbimi acıtıyor.. ben güçlü değilim.
    Kalbim kalbine emanet yar..

    Hani derler ya, “gitmek mi zor kalmak mı”... ben bu sorunun cevabını veriyorum şimdilerde gece gözlüm. Benim için en zoruydu aşkını sensiz yaşamak, seninle sensizliğinde kalmak.
    Herşeyi ardında bırakıp da gitmek.. ruhunu emanet aldığın yere teslim etmek..


    Adını kurutulmuş bir gül gibi yüreğimde saklıyorum
    bu sevgiyi senden uzakta sensiz yaşıyorum
    ne sesin var ne kokun

    hangi günahın bedeli
    senin yokluğun!”
     
    KorkmaZ'ca . . .                                Tik Tak
    4/15/2008

    teK Söz, Son Söz - qeRi Dönemem'mmm. . . -

                                           

                                            images

    qURURUM AşKIMA ÖYLe eNqELKİ

    Bu kadar mı?Diyordu genç kız
    Bu kadar mıydı?Sevgin
    Delikanlı alaylı bir tavırla
    Ya ne sandın sevdiğimi mi?
    Kız yıkılmıştı telefon karşısında
    Bir şey söyleyemedi ağlıyordu sessizce
    Bir ara delikanlı kızın hıçkırığını duydu
    Ne ağlıyorsun
    Üzülme canım buda geçer
    Yoksa ben bıraktım diye mi ağlıyorsun
    Olsun canım senin bıraktığını söyleriz
    Kız hıçkırrıklar içinde boğuk bir sesle
    Bardağı taşıran bu son sözüne dayamnamadı
    Anladın mı sersem acınacak ayrılığımıza ağlıyorum
    Senin acınacak haline ağlıyorum
    Oysa bunları söylerken seviyordu
    Delikanlı da onu seviyordu ve sevecekti
    Ama yapacak birşey yoktu
    Bu sözlerin karşısında
    Diyecek gurur vardı.Bir tarafta gurur
    Bir tarafta sevgi ve sonunda sevgi ağır battı
    Telefonu kapatırken delikanlı soğuk bir sesle
    "ELVEDA" dedi
    Genç kız ise son defa gururunu ayaklar altına alıp
    "SENİ SEVİYORUM" dedi
    Telefonu kapatınca delikanlı düşündü
    Niye yapmıştı?Oysa onu seviyordu

    qurur dedi qurur. candan eder ama qeriye dondurup baktırmaz.

    bir kere bıttı dedı nasıl donecektıkı qeri. . .

    qurur adamı bu hallere sokuyor ıste. . .

    ( bu ne hıkaye nede masal- ne de yalan- bu benim(ßizim) Öz ve öz kendı hıkayem(miZ). . . tavsıyem var sızlere dostlar. qurur varsa aska yanasmayın. ya da gururu askdan ayırın. huzun-acı-uykusuzluk-ne qeldıyse basıma o serefsız qururdan qeldı. . ) KorkmaZ'dan ufak bı hatıra-nasihat-anlati-not artık ne olarak alqılarsanız.. . sayqıLar...

     

    qiTMe           001243[1]         yorqun

    Sadece !

        Gzel_Pembe_Gller
     
     
     
     
    images
     
     
     
    VATAN
    4/14/2008

    qeÇmiŞdeN qeLen VeFa'mmm. . .

               NeYLeRSiN

    Birgün bu mahsun sevdadan geriye

    Kalırsa sadece o hüzün kalır

    Sende anladın ki yapayalnızız

    Buluşmamız yasak, görüşmemiz uzak

    Devrilmiş kadehler gibi dönüyor başımız

    Neylersin...

    Ah güzelim, incinmiş bir sesi vardır yağmurun

    Yanaklarına vurduğunda hissedersin

    Ve bir veda sözcüğü

    Saçlarına titreyen bir öpücükle dokunduğunda

    Bu anı dondurmaya yetmez nefesin

    Bir film sahnesi gibi akar gider ayrılık

    Neylersin...

    Biz zaten hiçbir romanda

    Kendi hayatımıza rastlamadık

    Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı

    Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı

    Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız

    Oysa tuttuğumuz balıkları bile

    Yeniden denize bağışlamıştık

    Biz hayata dair hiçbir yanlış yapmamıştık

    Neylersin...

    Biz bu sonucu haketmedik

    Hayır, etmedik

    Ömrümüz bu talana lâyık değildi

    Bazen acı vurdu bazen de yağmur

    Hiç gülmedi yüzümüz

    Hiç büyümedi gülümüz

    Bizi yalnızca akşamlar kucakladı biliyorsun

    Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz

    Bazen acı dinmez,

    Bazen de yağmur

    Sevgilim gülümse herşey unutulur

    Suskunuz bu akşam üstü

    Hasrete yanmışız

    Neylersin...

    Birgün bu öykünün sonuna gelince

    Ansızın desem ki 'hoşçakal canım'

    Unutursun, mecburen unutursun

    Yıldızlar söner, bu aşk da biter

    Bazı gün hatırlayınca sessizce ağlarız

    Neylersin...

    Ah bebeğim, ah...

    Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının

    Dudaklarına sızınca farkedersin

    İçindeki vurgun aşklar mezarlığında

    Ayrılık, ölümden üste yazılınca

    Gideni durdurmaya yetişmez sesin

    Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar

    Neylersin...

    Biz zaten hiçbir sinemaya tam vaktinde yetişemedik

    Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı

    Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı

    Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi

    Oysa Nuh'un Gemisi'nde bile, bize yer kalmamıştı

    Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı

    Neylersin...

    Biz bu aşkı sürdüremezdik, inan sürdüremezdik

    Kalbimiz bu heyecana müsait değildi

    Bize hep acılar kaldı

    Bize hep yağmur

    Unutmasan bile artık unutur gibi yapacaksın

    Ve buruşturup buruşturup attığım kağıtlarda

    Hiç bitiremediğim bir şiir olarak kalacaksın.

                           1501316_small    Sadece,

    3/25/2008

    GöNDeRMeDiĞiM MeKtBuM ;

    HaYaTiMiN iLk Ve sOn MeKTßu ;

    önceLiKLe seLamLar. . .

    Biliyorsun, gayem sana zarar vermek, seni incitmek, kırıp dökmek değildi. Yıllar yılı açı çekmiştim, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın. Acına, yaşam mücadelene ortak olup yüreğimi yüreğine, ömrümü ömrüne katip seni mutlu edecektim

    Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip ,bu sevgiyi yaşamanı istemiştim Yüreğim tahtı da tacı da sana vermişti. Yalnız seni istiyordu.Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle attin. Çok sevilmek bu kadar kötü müydü?Gerçekten böylesine ağır mıydı ki?
    Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da,kocaman bir iğrenç oyun oynamışsın. Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmişsin .Gözüm kapalı hayatimi ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım.Ya seni kazanacaktım,ya da kendimden ya geçecektim .
    Hem seni kaybettim ,hem de kendimden vazgeçecektim. Var miydi böyle kimsesiz darmadağın olmak biçare kalmak ,var miydi?

    Keşke (en nefret ettiqim kelime)  beni böyle ödüllendireceğine,hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi.
    Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla... sevmek ölümüne cesaret, buzdan değil ateşten yürek ister. Adı üzerinde sevdaydı bendeki, zorda sevdayı büyütmek kolay değildi elbet. Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevmesi için birine verseydin, yine de bu kadar sevilemezdin. Hiç kimsenin yüreği benim ki kadar büyük ve deli olamaz.
    Beni kırgınlıklarla çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen ‘’ keşke’’ lerle bıraktın. Bana onca acı verdin ama yüreğim düşman olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor seni istiyor.
    Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Sevdan beni divane etti, beni asileştirdi, kendime sözüm geçmiyor artık. Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk acım değil ama en büyük acımsın. Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor canımı acıtıyor. Sen yüreğimde bir hasret en büyük ve hiç kapanmayacak bir yara olarak kalacaksın. Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın. Yüreğim; sarayından seni kovmuyor, tacı da tahtı da sensiz bırakmıyor.

    Daha diyecek  o kadar cok toplanmıs ama acıklanmamıs duyqularım varkı ama neden nıye anlattıqımı yada anlatmadıqımı bılemıyorum. hayatımda hıc mektup ayazmaktan anlamayan ben ıste bunları dıyorum sana. bılıyorumm donusu olmayan bı yoldayım ama sende unutmakı hala bı kalp de ızın var. . .

    SeNiN HaBeRiN YoK SeNi CoK SeViYoRuM. . .

     

    kendine, yureqine ve bedenıne iYi bak. iyi bakkı yureqıne aynı acıyı bı daha yasamasın. yaradana emanetsın HayatiM. . .  HeR ŞeY qöNLüNCe oLSuN. . .

    02.03.2008 saat 04:05

    imza : CaNiSi

    yazmamak ıcın cok uqrasdım ama yınede yazdım iŞte. . . muTLumusun ?

    1/20/2008

    OkU ! €v€T öz€LLiKL€ s€N okU !

    ßiR üLKüCüYmüŞ . . .

    yıllar önceydi, puslu bir eylül sabahı...
    kampüs kantininde tanışmıştık onunla...
    daha dün gibi hatırlıyorum...
    gözleri kömür karası, sözleri gönül yarasıydı...
    vurulmuştum...

    koç gibi delikanlı derler ya, işte tam öyleydi...
    özü sözü birdi, mertti, sertti, erkekti...
    aşık olmuştum, platonikte olsa o benim aşkımdı, seviyordum...
    göz göze gelince boğazıma bir şeyler düğümlenir,
    kekeler konuşamazdım...
    ağzım kururdu, titrerdim...
    o ise öylece bakar susardı...

    aynı okuldaydık...
    benimle ilgilendiğini hissederdim...
    konuşmazdı...
    yan yana gelirsek, lafı ben açar beklerdim...
    o havadan sudan konuşur, araya laf karıştırır çeker giderdi...
    bazen günlerce gözükmezdi, özlerdim...
    beni sevdiğini söylemesi için her numarayı yapardım, yemezdi...
    çay içelim derdim, gelmezdi...
    telefonumu verirdim, aramazdı...
    kitabını, notlarını alırdım verene kadar istemezdi...
    eline dokunurdum çaktırmadan çekerdi...
    yalnızca kantinde yakalardım onu, gider otururdum yanına...
    çay alma bahanesiyle kalkardı...
    dönünce tam karşıma otururdu...
    göz göze gelirdik, hissederdim beni sevdiğini...
    gözleri söylerdi o söylemezdi...
    sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak,
    çayını yarım bırakır, sigarasını söndürür, kalkar giderdi, çıldırırdım...

    2000 içerdi...

    o hep gitti, ben hep bekledim...
    böyle geçti tam üç sene...
    okul bitmek üzereydi ve benim doğum günümdü...
    onu da çağırmıştım...
    her zaman ki gibi gelmez diyordum ama geldi, ilk defa geldi...
    sevinçten uçuyordum...
    kapıda onu görünce her şeyi göze aldım...
    el alemin içinde boynuna sarılıp
    bağıra çağıra "
    seni seviyorum lan" dedim...
    "seni seviyorum" rahatlamıştım...

    arkadaşlar aptallaştılar, ben utançtan kıpkırmızı oldum...
    o elindeki bir tek kırmızı gülü uzattı bana, "lanet olsun" dedi...
    "lanet olsun, bende seni seviyorum"
    göz gözeydik, ağlıyordu...
    ve acı bir gülümseme belirdi yüzünde...
    içeri bile girmedi, kapıdan döndü gitti...
    içimde fırtınalar koptu o gidince...
    yüreğim acıyordu...

    seviyordum, seviliyordum

    ağlıyordum, gitmişti...

    aylar sonra gazetede gördüm resmini...
    okulunu bitirmiş, öğretmen olmuştu...
    güpegündüz, yol ortasında,
    öğrencilerinin gözünün önünde vurmuşlar onu...

    ülkücüymüş...

     

     

     

     

    biraz uzun ama gerçekten okumaya değer....

    Başımdan geçen ilginç bir aşk öyküsünü anlatmak istiyorum.
    Üniversite 2.sınıfa gidiyordum. Gençlik bu ya, başımda kavak
    yelleri
    esiyor.
    Zaman ise benim geleceğin en büyük gazetecilerinden biri olmam için
    geçiyor gibime geliyordu. Geliyordu ama ben derslerden çok, arkadaşlarla
    üniversite binamızın içerisindeki sahalarda ve ağaçların arasında top
    oynamayı, gezmeyi ve arkadaşlarla sohbet etmeyi tercih ediyordum.
    Ama itiraf edeyim, özellikle bahar aylarında etraftaki değişimleri,
    yeşillikleri geleceğin büyük gazetecisi gözüyle de izliyordum. Eh, gözleme
    yeteneğin olacak ve tabiattaki güzellikleri –bayanları- göreceksin de
    şairlik taslamayacaksın, aşık olmayacaksın olur mu?
    “Öğrenci dediğin fotokopisinden belli olur”,
    “Fotokopisiz öğrenci meyvasız
    ağaca benzer” öğrenci atasözleri uyarınca vize dönemlerinden bir ay
    önce
    gördüğümüz derslerin notlarının fotokopilerini bulup almak için Azim
    Fotokopi’ye gittim. Azim Fotokopi hemen hemen bizde ki bütün derslerin
    dönem içindeki notlarının fotokopilerini çoğaltır ve satardı. Orada
    fotokopileri alırken yanımda bizim birinci sınıfta gördüğümüz bir dersin
    fotokopisinin olup olmadığını soran bir kız vardı. Fotokopiciden o dersin
    notlarının olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki
    yardımseverlik duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel
    bayanlara karşı her zaman yardımseverimdir. Kıza dönerek:
    - “Her halde İletişim Fakültesinde okuyorsunuz” dedim.
    - “Evet” dedi.
    - “Bizim geçen yıl gördüğümüz Gazete Yazı Türleri dersinin
    fotokopileri
    bende hala duruyor. İsterseniz onları size ben temin ederim”dedim.
    - “Ah, size zahmet olmasın?” dedi.
    - “Yok canım ne zahmeti” dedim.
    Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi:
    Figen’miş. Neyse biz
    böylece tanışmış olduk.
    Ertesi gün ders notlarını ona verdim. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim
    su derler
    ya öyleydi. Tabii, beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş olabilir.
    Neyse... Bu
    yardım severliğimin karşılığında kız beni ne zaman görse hemen yanıma gelmeye
    başladı. Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım onu. Artık çok samimi olmuştuk.
    Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum.
    Ne yapmalıydım... Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi
    kıza
    arkadaşlık teklif etsem, yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak
    istediğimi
    düşünebilirdi. Ayrıca arkadaşlık teklif etmemin diğer arkadaşlarımın hele
    hele
    Osman’ın kulağına gitmesi... Aman aman ölsem daha iyi. Çünkü bizim
    arkadaş
    gurubumuzun arasında şöyle bir beddua vardı: “Allah seni
    Osman’ın medyatik diline
    düşürsün de, manşetlerden inme emi !”
    Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ona aşkımı mektupla ilan
    etmeye karar
    verdim. Bu amaçla oturdum ve usturuplu bir aşk mektubu yazdım.
    “Bu mektubu kaldığım yerin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışan
    yüreğimin her atışında
    ismini hatırlatan sıcaklığında yazıyorum. Bir melankoni içerisinde yazmaya
    çalıştığım bu satırlar daha çok seven yüreğimin sevilme mutluluğunu
    yakalaması için
    çabalaması ve belki de karşılıksız bir sevda bataklığına nasıl
    gömüldüğünün ifadesi.
    Acaba Figen; senin o melekler kadar güzel olarak tasavvur ettiğim hayalini
    gönlümden
    silip atsam mı diyorum. Yazık olmaz mı sorusu aklıma geliyor. Yazık olmaz
    mı aşkıma?
    Acaba unutsam sana karşı hissettiklerimi, hiçbir şey yaşanmamış gibi acaba
    bir anda
    geçen onca zamanın ötesine gidebilir miyim?
    Yakalanan bir kuşun esaretten kurtulmak için çırpınması gibi seni görünce
    çırpınan
    kalbimin atışlarını, yüzümün her kızarışını, benim sana olan tutkumu tavır
    ve yüz
    ifademden, heyecanımdan, titrememden anlamandan duyduğum korkuları...
    unutsam mı?
    Böyle bir şey mümkün olsa bile herhalde yaşadığım onca duyguyu bir anda
    jiletle
    kazıyıp, söker gibi atamam, atmam.
    Çevremde çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak
    görülmeme
    rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden bile çekinen
    utangaç
    yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı duydum.
    Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle...”
    “Yakın çevrenden biri”
    Mektubu daktilo ile yazdıktan sonra bir zarfa yerleştirdim.
    Figen’in de
    aralarında bulunduğu arkadaşlarla okulun önünde sohbet ederken lavaboya
    gitme bahanesiyle gidip sınıfta Figen’in ders notlarını tuttuğu
    ajandanın
    içine koydum ve sonucu beklemeye başladım.
    Ertesi gün üniversitenin ana binasında bulunan yemekhaneye giderken Figen
    bir ara
    yanıma yaklaştı ve:
    - “Yükselciğim san bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın.
    Aramızdaki samimiyetten
    bir tek sana söylüyorum” dedi ve devam etti “Yahu dangalağın
    bir bana bir mektup
    göndermiş” dedi.
    - “Şaka mı yapmış mektupta?” diye sordum.
    - “Şaka mı bilmiyorum ama mektupta bana tutulduğunu, aşık
    olduğunu...
    falan filan yazmış işte. Yani oldukça duygulu bir dille bana ilan-ı aşk
    ediyor
    herif” dedi. Ben de:
    - “Peki kim bu herif”dedim.
    - “Ne bileyim, ismini yazmamış ki! Ama
    yazdıklarından bir
    şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Bir iki tahminim de var” deyince
    heyecanlanarak;
    - “Peki kim olabilir” diye sordum.
    - “Tahminime göre bizim gruptakilerden biri ve...
    Neyse ismini
    de sonra öğrenirsin Yüksel” dediği sırada diğer arkadaşların da
    yanımıza gelmesiyle
    sözünü keserek onlarla konuşmaya başladı.
    Beni bir merak sarmaya başlamıştı. Acaba tahmini ben miydim de
    tavırlarımdan öğrenmek için konuyu bana açmıştı. Anlamış mıydı acaba...
    İçim içimi kemiriyordu; mektup yazmasa mıydım. Eğer gerçekten benim
    yazdığımı anlamışsa ve benimle bir daha konuşmazsa ne yapardım. Belki hem
    bir arkadaşı yitirecektim, hem de sevdiğim kızı.
    Bu arada şeytan da dürtüyordu beni bir mektup daha yaz diye. Bu
    sefer
    duygularımı daha açık belirtecektim. Bu düşüncelerle tekrar daktilonun
    başına geçerek yazmaya başladım:
    “Figen; şu an sana söylemek istediğim ama
    söyleyemediğim duygular
    var ya, o duyguları sana bir sahilde hafif bir yağmur çisiltisi
    altında ıslanırken ve deniz dalgalarının, martı sesleriyle
    birleşerek oluşturduğu o nefis fon müziği eşliğinde dans ederken
    söylemek isterdim.
    Bilmem sen hiç birşeyi, pek çok şeyi kaybetme pahasına daha doğrusu
    yüreğin
    pahasına satın almak ister misin? Bil ki ben yüreğimi sana, senin için
    satmaya hazırım.
    Keşke sana olan aşkımı, seni görünce hissettiğim duyguları gözlerinin
    derinliklerinde köşe kapmaca oynarken anlatsaydım. Acaba anlatabilir miydim?
    İnsanlar madde ve mana arasında, denizde salınan tekneler misali
    gelip
    giderken; ben kendimi sevdama kucak açmış, senin gönül limanında demirlemiş
    olarak bulmak isterdim. Sana bağlanmak sarılmak ve ..
    Hayali bile yaşadığım hayatın sahte yaşantısından daha gerçek ve daha güzel.
    Mektubuma çok sevdiğim, güzel bir söz ile son vermek istiyorum:
    “Sevsen,
    sevilsen ve sevilebilir olsan”
    Beni sevilebilir biri olarak görmen dileğimle...
    “Yakın Çevrenden Biri”
    Mektubuma ek olarak da “Figen’e” diye ithaf
    ederek yazdığım:
    AKLIMDASIN
    Papatya açmış kırlardan
    Peygamber çiçeklerinin sarısından
    Kekik otlarının kokusundan
    Doyasıya içime çektiğim sen!
    Belki değilsin, belki farkındasın
    Sen benim hep aklımdasın
    Turnalarla gönderdim sana
    Gönlümde yetiştirdiğim gülleri
    Yalancı gönüllerde
    Karanlık tünellerde
    Aşkı aramaya çalışırken sen
    Senin aşkını hayat gibi yaşardım ben
    Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
    Sen bilmesen de hep benim aklımdasın !
    Şiirimi de zarfa koyarak bu sefer postaladım.
    Ertesi günde dedemin vefat ettiği haberi geldi. Alel acele
    Gümüşhane’ye
    gitmek zorunda kaldım. Bir hafta sonra döndüm ve okula gittim. Figen beni
    görünce hemen gülerek yanıma geldi ve:
    - “Yüksel hani bana biri aşk mektubu yazıyor demiştim ya
    işte ondan ikinci
    bir mektup daha geldi. Bir de bana ithaf ederek yazdığı şiirini koymuş. Çok
    etkilendim.”
    - “Peki kim olduğunu bulabildin mi?” diye sordum. O da:
    - “Sana bir iki tahminim var diyordum ya... Artık emin
    oldum.”
    - “Emin mi oldun, peki kim?” diye heyecanla sordum
    - “Hiç tahmin edemezsin... Osman!” dedi.
    - “Osman mı?” dedim şaşırarak
    - “Tabii... Yakın çevremden biri, çok pişkin,
    yüzsüz, her şeyi
    çok rahat ifade edebilen biri olarak görünen başka kim olabilir?”
    deyince şaşkın,
    yıkılmış bir ifade ile:
    - “Çok şaşırdım” dedim.
    - “Şaşır, şaşır ... Dahası var. Emin olunca ben
    gittim ona
    ondan hoşlandığımı belirttim. Yazdıkları beni çok etkilemişti. Ayrıca çok
    utangaç,
    ona kalırsa bana hiç açılamayacak ve beni sevdiğini söyleyemeyecek... Bu
    sebeple ona
    ben açıldım. O da benden hoşlandığını fakat benim seninle olan
    diyalogumuzdan ve
    samimiyetimizden dolayı ikimizin arasında bir şey olduğunu sandığından bana
    açılamadığını söyledi. Düşünebiliyor musun ayrıca ikimizin arasında bir
    şey var
    sanıyormuş” dedi.
    Çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda;
    - “Senin adına sevindim. Nihayetinde sana mektupları yazanı
    da bulmuş oldun
    böylece” dedim ve yanından ayrıldım.
    Bir yanda sevdiğim kız Figen diğer yanda en yakın arkadaşlarımdan Osman
    vardı. Ve
    ikisi de benim aşk mektuplarım sonucu... Tam bir çöküntü içerisindeydim, ne
    yapacağımı bilemiyordum. Bu hal içinde iki hafta okula gitmedim, hatta
    gidemedim.
    İki hafta kadar sonra okula gidince bu sefer Figen ve Osman bir
    ara yanıma
    geldiler. Osman bana:
    - “Yüksel seni yemeğe ***ürüyoruz. Orada sana bir de
    süprizimiz var” dedi.
    Ben de:
    - “Osmancığım bugün olmasa” deyince, Figen:
    - “İtiraz etme hakkın yok. Çünkü seni son zamanlarda
    hiç göremiyoruz.
    Okula uğramıyorsun bile” dedi ve kolumdan çekerek dışarı doğru
    sürükledi.
    Benim isteğim üzerine Karadeniz Pidecisine gittik. Yemek
    siparişini verdik.
    Bu arada ben sohbet esnasında elimden geldiğince espiri yapmaya, güleç
    olmaya çalışıyordum.
    Konuşma esnasında Figen bir ara bana dönerek:
    - “Sana bir srprizimiz var demişti ya Osman; şimdi onu
    söyleyeceğim sana.
    Biz Osman’la nişanlandık. Osman’ın romantik, duygusal
    mektuplarına dayanamadım. Ben
    de ona duygusal olarak karşılık verdim ve...” derken Osman söze
    girerek:
    - “Ne saçmalıyorsun, ne romantik, duygusal
    mektupları...” diye Figen’in
    sözünü kesince ben de Osman’ın sözünün devamını getirmesine fırsat
    vermeden hemen
    sözünü kesmek ihtiyacını hissettim:
    - “Demek ki Figen sendeki romantik, duygusal
    yönleri keşfetmiş
    ve sana tutulmuş. Çok şanslısın Osman; Figen’in kıymetini
    bil” dedim.
    Yemekten sonra Osman’ın ellerini yıkamak için lavaboya
    gittiği sırada
    masadaki peçeteyi aldım ve Figen’e dönerek sessizce:
    - “Bu günün anısına bu peçeteye duygularımı
    yazıyorum. Çıktıktan
    sonra yazdıklarımı oku ve sonra da yırt tamam mı?” dedim. Figen
    meraklı bakışlarla
    başını evet manasına salladı.
    Ben peçeteye O’na ithaf ederek yazdığım şiirin nakarat bölümü olan:
    Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
    Bilmesen de, sen benim hep aklımdasın
    Ve altına da: “Allah’tan Osman’a ve sana mutlu bir yuva
    ve mutlu yarınlar diliyorum.”
    “Yakın
    Çevrenden
    “Yüksel”
    notunu yazdım. Notu yazdığım peçeteyi katlayarak Figen’in eline
    tutuşturdum.
    Osman da yanımıza gelince;
    - “Sizin bu mutlu haberinize çok sevindim İnşallah Allah
    tamamına erdirir”
    dedim ve devamla “Bu gün de aslında çok işim vardı. Sizinle buraya
    gelince unuttum
    hepsini. Şimdi gitmem lazım; anlayışla karşılayacağınızı umuyorum”
    dedim.
    Birlikte dışarı çıktık ve tokalaşarak yanlarından ayrıldım. Bir
    süre sonra
    dönerek arkama baktım Figen peçeteyi yırtıyordu ve gözleri yaş doluydu.
    Benim onlara baktığımı görünce gözlerini silerek bana el sallamaya başladı.
    Bir daha arkama bakmaya cesaret edemeden gözlerimde beliren yaşlarla oradan
    uzaklaştım.